İslam'ın İnanç Esasları
-4-
Kuran Yol Göstericidir
Bu, kendisinde şüphe olmayan, muttakiler için
yol gösterici olan bir kitaptır. (Bakara Suresi, 2)
Kuran, Allah'ın sözüdür. Allah, Kendisini tanıtmak, insanların
yaratılışamacını bildirmek, dünyanın mahiyetini, imtihanın özelliklerini
ve insanlardan neler istediğini haber vermek, ahireti müjdelemek
ve güzel ahlakı tarif etmek gibi birçok hikmet üzerine Kuran'ı
indirmiştir. Cebrail vasıtasıyla Hz. Muhammed (sav)'e vahyedilen
Kuran, son kitap olması itibariyle, kıyamete kadar geçerli olacak
olan ve insan elinin müdahele edemeyeceği bir kitaptır. Allah,
Kuran'ın korunma altında olduğunu bir ayette şöyle haber vermektedir:
Hiç şüphesiz, zikri (Kur'an'ı) Biz indirdik
Biz; onun koruyucuları da gerçekten Biziz. (Hicr Suresi, 9)
Kuran'ın eşsiz üslubu ve içerdiği üstün hikmet, onun
Allah'ın sözü olduğunun kesin bir delilidir. Bunların yanısıra,
Kuran'ın Allah Katından indirildiğini ispatlayan pek çok mucizevi
özelliği de vardır. Bu özelliklerden biri, 20. ve 21. yüzyıl teknolojisiyle
eriştiğimiz bazı bilimsel gerçeklerin 1400 yıl önce Kuran'da bildirilmişolmasıdır.
Kuran'ın indirildiği dönemde bilimsel olarak saptanması mümkün olmayan
bu bilgiler günümüz insanına Kuran'ın Allah sözü olduğunu bir kez
daha ispatlamıştır.
Kuran'ın bir diğer önemli özelliği ise, (tahrif edilmişTevrat
ve İncil'in aksine) içinde hiçbir çelişki bulunmamasıdır ve bu da
Kuran'ın Allah sözü olduğunun bir başka ispatıdır, Allah bu gerçeği
insanlara şöyle hatırlatmaktadır:
Onlar hâlâ Kur'an'ı iyice düşünmüyorlar mı?
Eğer o, Allah'tan başkasının Katından olsaydı, kuşkusuz içinde
birçok aykırılıklar (çelişkiler, ihtilaflar) bulacaklardı. (Nisa
Suresi, 82)
Kuran insanlar için yol göstericidir. Aynı zamanda doğru ile
yanlışı birbirinden ayıran mutlak doğru bir ölçüdür ki, bu nedenle
Kuran'ın bir ismi de "Furkan", yani "ayırt eden"dir:
... Doğruyu yanlıştan ayıran (Furkan)ı da indirdi.
Gerçek şu ki, Allah'ın ayetlerini inkar edenler için şiddetli
bir azab vardır… (Al-i İmran Suresi, 4)
Kuran; insanlara öğüt veren, sonsuz ahiret hayatları için onları
uyaran bir kitaptır:
İşte bu (Kur'an) uyarılıp korkutulsunlar, gerçekten
O'nun yalnızca bir tek İlah olduğunu bilsinler ve temiz akıl
sahipleri iyice öğüt alıp düşünsünler diye bir bildirip-duyurma
(bir belağ)dır. (İbrahim Suresi, 52)
Kuran, Allah'ın indirdiği son ve kıyamete kadar geçerli olacak
tek hak kitaptır. Allah'ın bundan önce indirmişolduğu Tevrat ve
İncil de indirildikleri dönemlerde hak kitap olmalarına rağmen,
-önceki sayfalarda da izah ettiğimiz gibi- sonraları insan eliyle
ekleme ve çıkarma yapılarak değiştirildiği için, şu anda geçerli
olma özelliklerini kaybetmişlerdir. Allah, Kendi Katında İslam'ı
tek geçerli din olarak kabul ettiğini de bir ayette şöyle bildirmiştir:
Kim İslam'dan başka bir din ararsa asla ondan
kabul edilmez. O, ahirette de kayba uğrayanlardandır. (Al-i
İmran Suresi, 85)
ALLAH'IN İNDİRDİĞİ KİTAPLARA
ve PEYGAMBERLERİNE İMAN
İlk insan olan Hz. Adem ile birlikte, Allah, tüm toplumlara Allah'ın
ve ahiretin varlığını anlatan, dinini tebliğ eden elçiler göndermiştir.
Bunların bir kısmı, Kuran'da ismen zikredilmişolan ve kendilerine
kitap indirilmişolan peygamberlerdir. Bu peygamberlerin hepsini
de Müslümanlar, hak din peygamberi olarak kabul ederler. Bir Müslümanın
peygamberler arasında hiçbir ayrım yapmadan hepsini sevmesi ve
sayması gerekmektedir. Bir ayette Allah Müslümanlara tüm peygamberlere
aralarında hiçbir ayırım yapmadan iman etmeyi şöyle emretmiştir:
Deyin ki: "Biz Allah'a; bize indirilene, İbrahim,
İsmail, İshak, Yakub ve torunlarına indirilene, Musa ve İsa'ya
verilen ile peygamberlere Rabbinden verilene iman ettik. Onlardan
hiçbirini diğerinden ayırt etmeyiz ve biz O'na teslim olmuşlarız.
(Bakara Suresi, 136)
İçinde yaşadığımız dönemde insanların sorumlu olduğu tek kitap
Peygamberimiz Hz. Muhammed'e indirilmişolan Kuran'dır. Çünkü Kuran'da
da haber verildiği üzere, eski hak din kitapları sonradan insan
eliyle, Allah sözü olmayan eklemeler ve çıkarmalar yapılarak değiştirilmiştir:
Artık vay hallerine; kitabı kendi elleriyle
yazıp, sonra az bir değer karşılığında satmak için “Bu Allah
Katındandır” diyenlere. Artık vay, elleriyle yazdıklarından
dolayı onlara; vay kazanmakta olduklarına. (Bakara Suresi, 79)
Bu nedenle İslam dinini, Allah son hak din olarak göndermiştir.
Allah bir ayette şöyle buyurmaktadır:
... Bugün size dininizi kemale erdirdim, üzerinizdeki
nimetimi tamamladım ve size din olarak İslam'ı seçip-beğendim...
(Maide Suresi, 3)
Kuran'da Hz. Muhammed (sav)'in son peygamber olduğu da şöyle
bildirilmiştir:
Muhammed, sizin
erkeklerinizden hiçbirinin babası değildir; ancak o, Allah'ın
Resûlü ve peygamberlerin sonuncusudur. Allah, herşeyi bilendir.
(Ahzab Suresi, 40)
Dolayısıyla Hz. Muhammed (sav)'in gönderilişinden kıyamete kadar
tüm insanların tabi olması gereken din: Peygamberimiz (sav)'in
çağırdığı hak din olan İslam ve onun kitabı Kuran'dır.
MELEKLERE İMAN
Melekler, Kuran'da bize bildirildiği üzere, Allah'ın emirlerini
yerine getiren kullarıdır. Allah onlara farklı vazifeler vermiştir.
Vahiy indiren Cebrail ile birlikte, insanın iki yanında, yaptıklarını
yazan melekler; ahirette, cennette insanları karşılayan melekler
ve cehennemin bekçileri olan melekler; insanın canını alan melekler,
müminlere destekçi olan melekler; elçilere, bulundukları topluma
Allah'ın azabını haber veren melekler, elçilere çocuk müjdeleyen
melekler vardır. Meleklerin, itaatkar, sürekli Allah'ı takdis
eden, yücelten varlıklar oldukları bir ayette şöyle haber verilir:
Göklerde ve yerde olan ne varsa, canlılar ve
melekler Allah'a secde ederler ve onlar büyüklük taslamazlar.
(Nahl Suresi, 49)
Melekler tarih boyunca insanlara Allah'ın mesajlarını ulaştırmışlardır.
Pek çok peygambere ve hatta Hz. Meryem gibi peygamber olmayan
salih insanlara da melekler insan görünümünde gelmiş, onlara Allah'ın
emirlerini ve hikmetlerini haber vermişlerdir. Bu konudaki bilgileri
Allah bize Kuran'da bildirmiştir. Dolayısıyla meleklere iman,
Kuran'a ve dine imanın bir şartıdır. Bir ayette, meleklere imanın
bir mümin vasfı olduğu şöyle anlatılır:
Elçi, kendisine Rabbinden indirilene iman etti,
mü'minler de. Tümü, Allah'a, meleklerine, Kitaplarına ve elçilerine
inandı. "O'nun elçileri arasında hiçbirini (diğerinden) ayırt
etmeyiz. İşittik ve itaat ettik. Rabbimiz bağışlamanı (dileriz).
Varışancak Sana'dır" dediler. (Bakara Suresi, 285)
DÜNYA HAYATININ GEÇİCİLİĞİ
Dünya hayatı, insanlar için bir imtihan yeridir. Allah dünyada
insana çekici gelen çeşitli nimetler yaratmış, ancak bunların
çekiciliğine kapılıp Allah'ı ve dini unutmamaları için de insanları
uyarmıştır. Ayetlerde dünya hayatındaki süslerin aldatıcı olduğu
ve asıl güzelliğin Allah'ın rızası ve cenneti olduğu şöyle haber
verilir:
Şüphesiz Biz, yeryüzü üzerindeki şeyleri ona
bir süs kıldık; onların hangisinin daha güzel davranışta bulunduğunu
deneyelim diye. (Kehf Suresi, 7)
Bilin ki, dünya hayatı ancak bir oyun, '(eğlence
türünden) tutkulu bir oyalama', bir süs, kendi aranızda bir
övünme (süresi ve konusu), mal ve çocuklarda bir 'çoğalma-tutkusu'dur.
Bir yağmur örneği gibi; onun bitirdiği ekin ekicilerin (veya
kafirlerin) hoşuna gitmiştir, sonra kuruyuverir, bir de bakarsın
ki sapsarı kesilmiş, sonra o, bir çer-çöp oluvermiştir. Ahirette
ise şiddetli bir azab; Allah'tan bir mağfiret ve bir hoşnutluk
(rıza) vardır. Dünya hayatı, aldanışolan bir metadan başka bir
şey değildir. (Hadid Suresi, 20)
Mümin de dünyadaki nimetlerden faydalanır, ancak inkarcılardan
farklı olarak bu nimetleri hayatının amacı olarak görmez. Bunlara
sahip olmayı isteyebilir, ama sadece Allah'a şükretmek ve O'nun
rızası için hayırda kullanmak kastıyla bir araç olarak görür.
Bunların peşinden hırsla gitmez. Çünkü, dünya nimetlerinin kendi
hayatı gibi geçici olduğunu bilir. Öldükten sonra, malının kendisine
hiçbir fayda sağlamayacağını, hatta onlara kapılıp, dünyevi hırsları
amaç edinip, sadece zevkini çıkarmaya çalıştığında ahiretini kaybedeceğini
bilir. Bir ayette bu önemli sır şöyle haber verilir:
Kadınlara, oğullara, kantar kantar yığılmışaltın
ve gümüşe, salma güzel atlara, hayvanlara ve ekinlere duyulan
tutkulu şehvet insanlara ‘süslü ve çekici’ kılındı. Bunlar,
dünya hayatının metaıdır. Asıl varılacak güzel yer Allah Katında
olandır. (Al-i İmran Suresi, 14)
Dünya metaları, imtihan sebebi olması nedeniyle, özellikle nefse
hoşgelecek şekilde çekici olabilir. Dışgörünümündeki bu çekicilik
unsurunu, şeytan, insanı kandırma malzemesi olarak kullanmaya
çalışır. Müminler, hoşlarına gitse dahi, bunların gerçek mahiyetlerini
anlamışinsanlardır. Tümünün dünyaya ait, geçici nimetler olduklarını
ve bunlarla denendiklerini bildiklerinden, ayrıca bu nimetlerin
asıllarına, sonsuz olarak cennette sahip olmaya talip oldukları
için bunların çekiciliğine aldanıp ahiretlerine tercih etmezler.
Böylece şeytanın oyununa gelmez ve sonsuz azaptan kurtulurlar.
Allah Kuran'da insanları bu konuda şöyle uyarmaktadır:
Ey insanlar, hiç şüphesiz Allah'ın va'di haktır;
öyleyse dünya hayatı sizi aldatmasın ve aldatıcı(lar) da, sizi
Allah ile (Allah'ın adını kullanarak) aldatmasın. (Fatır Suresi,
5)
İmanı ve dolayısıyla da aklı olmayanlar ise, şeytanın etkisi
altına girmişolduklarından dolayı, bu süs ve çekiciliğin cazibesine
kapılarak dünyanın geçici metalarını elde etmeyi hayatlarının
amacı haline getirirler. Allah, bu gibilerinin durumunu şöyle
tarif etmektedir:
Hayır; siz çarçabuk geçmekte olanı (dünyayı)
seviyorsunuz. Ve ahireti terk edip-bırakıyorsunuz, (Kıyamet
Suresi, 20-21)
İNSAN İMTİHAN OLMAKTADIR
Allah, herşeyi hikmetle yaratmıştır. Evrendeki pek çok şeyi de
insanın hizmetine vermiştir. GüneşSistemi'nden atmosferdeki oksijen
oranına, etinden sütünden faydalandığımız hayvanlardan suya ve
daha nicelerine kadar kainattaki pek çok varlığın insanın yaşamına
hizmet edecek şekilde yaratıldığı açıkça görülmektedir. Bu gerçek
ortadayken, insan hayatının bir amacı olmadığını düşünmek, büyük
bir cehalet ve akılsızlık olur. Elbette insanın da bir yaratılışamacı
vardır ve Allah bu amacı şöyle açıklar:
… insanları yalnızca Bana ibadet etsinler diye
yarattım. (Zariyat Suresi, 56)
Ancak insanların sadece az bir kısmı bu yaratılışamacını
kavrar ve buna uygun olarak yaşar. Allah dünya üzerindeki yaşamımızı
ise, bu amaca uyup uymadığımızı denemek için yaratmıştır. Allah'a
gönülden kulluk edenlerle O'na isyan edenler bu dünyada ayrılacaktır.
İnsana verilen tüm imkanlar (bedeni, duyuları, malları…) bu imtihan
içindir. Bir ayette Allah şöyle buyurur:
Şüphesiz Biz insanı, karmaşık olan bir damla
sudan yarattık. Onu deniyoruz. Bundan dolayı onu işiten ve gören
yaptık. (İnsan Suresi, 2)
İnsanın dünyadaki vazifesi, Allah'a ve ahirete iman etmek, Kuran'da
belirtildiği şekilde güzel ahlak sahibi bir insan olmak, Allah'ın
sınırlarını korumak ve O'nun hoşnutluğunu kazanmaya çalışmaktır.
Bunları kimin yapacağını ise ancak yaşadığımız bu dünya hayatındaki
imtihan neticesinde görebileceğiz. Çünkü Allah insanlardan gerçek
ve samimi bir iman istemektedir. Bu ise kişinin yalnızca "ben
inandım" demesiyle elde edilmişolmaz. İnsan, Allah'a ve O'nun
dinine gerçekten inandığını, şeytanın, kendisini saptırmak için
göstereceği büyük çabalara rağmen doğru yoldan dönmeyeceğini göstermelidir.
Aynı şekilde inkarcılara uymayacağını, kendi nefsinin tutkularını
Allah'ın rızasına tercih etmeyeceğini de ispatlamalıdır. Bunu
ise karşılaştığı olaylara verdiği tepkilerle ortaya koyacaktır.
Allah, dini kabul eden insanın karşısına sabretmesi gereken bazı
zorluklar çıkaracak, bunlara karşı gösterdiği tavırlarla onu imtihan
edecektir. Bu gerçek, bir Kuran ayetinde şu şekilde izah edilir:
İnsanlar, (sadece) "İman ettik" diyerek, sınanmadan
bırakılacaklarını mı sandılar? (Ankebut Suresi, 2)
Başka bir ayettede, Allah'ın 'iman ettik" diyenleri
sınayacağı şöyle bildirilmektedir:
Yoksa siz, Allah, içinizden cehd edenleri (çaba
harcayanları) belirtip-ayırt etmeden ve sabredenleri de belirtip-ayırt
etmeden cennete gireceğinizi mi sandınız? (Al-i İmran Suresi,
142)
Gerçek bu iken iman eden bir insanın karşılaştığı zorluklara
şaşırması elbette doğru olmaz. Bu zorluklar günlük hayatın sanki
sıradan gibi gözüken problemleri de olabilir, ilk bakışta büyük
bir felaket gibi gözüken olaylar da olabilir. Mümin tüm bunların
hepsine imtihan gözüyle bakmalı, Allah'a tevekkül etmeli ve O'nun
rızasına uygun olan tavrı göstermelidir. Bir ayette, müminlerin
karşılaşacakları zorluklardan şöyle söz edilir:
Andolsun, Biz sizi biraz korku, açlık ve bir
parça mallardan, canlardan ve ürünlerden eksiltmekle imtihan
edeceğiz. Sabır gösterenleri müjdele. (Bakara Suresi, 155)
Sadece zorluklar değil, dünya hayatındaki nimetler
de Allah'ın birer imtihanıdır. Allah verdiği her nimetle beraber
insanın Kendisine şükredici olup olmadığını dener. Nimetlerin yanında
Allah insana hayatı boyunca üzerinde karar vermesi gereken pek çok
olay çıkarır. Bu olayların hepsinde insan ya Allah rızasına ya da
nefsine uygun bir karar verme alternatifine sahiptir. Eğer olayın
bir imtihan olduğunun farkında olur ve Allah'ın rızasına uygun kararı
verirse imtihanı kazanır. Nefsi lehinde karar verdiği durumda ise
bu hem ahirette kendisini pişman edecek bir günah olacak, hem de
onu dünyada iken manen rahatsız etmeye ve yıpratmaya başlayacaktır.
Gerçekte Allah dünya hayatındaki olayları zaten imtihan
kastıyla yaratmaktadır. Gafil insanların "tesadüf" veya "aksilik"
diye nitelendirdikleri olaylar, aslında kaderlerinde sonsuz hikmetle
yaratılır. Allah Kuran'da buna örnek olarak, Yahudilerin bir imtihanından
bahseder; Yahudilerin cumartesi günü işyapmaları yasaklanmış, ama
avlamak istedikleri balıklar da kendilerine hep o gün gelmiştir:
Bir de onlara deniz kıyısındaki şehri(n uğradığı
sonucu) sor. Hani onlar cumartesi (yasağını çiğneyerek) haddi
aşmışlardı. 'Cumartesi günü işyapma yasağına uyduklarında',
balıkları onlara açıktan akın akın geliyor, 'cumartesi günü
işyapma yasağına uymadıklarında' ise, gelmiyorlardı. İşte Biz,
fıska sapmaları dolayısıyla onları böyle imtihan ediyorduk.
(Araf Suresi, 163)
Burada söz konusu Yahudilerin çoğu, balıkların "tesadüfen"
cumartesi günleri şehirlerine akın ettiklerini sanmışolabilir, oysa
bu Allah'ın yarattığı özel bir imtihandır. Aynen bunun gibi bizim
yaşadığımız her olayda bir İlahi hikmet ve imtihan vardır. Mümine
düşen, bu gerçeği her zaman akılda tutmak ve daima Allah'ın rızasına
uygun davranışlar göstererek dünya imtihanını kazanmaya çalışmaktır.
ÖLÜM BİR SON DEĞİLDİR
Her nefis ölümü tadıcıdır. Biz sizi, şerle
de, hayırla da deneyerek imtihan ediyoruz ve siz Bize döndürüleceksiniz.
(Enbiya Suresi, 35)
Ölüm, insanın bu dünyadaki hayatı içinde yaşayacağına
emin olduğu çok önemli bir gerçektir. Bir saat, hatta bir dakika
sonra yaşayacağımızı bilemediğimiz gibi, neler yaşayacağımızdan
da emin değilizdir. Hayatımızı, emin olmadığımız, akıbetini bilmediğimiz
olaylara göre yönlendirmemizin ne kadar hatalı olacağı da ortadadır.
Emin olduğumuz tek şey ölümü yaşayacağımızdır. Yaşamımızı bu kesin
gerçeğe göre ayarlamamız gerektiği, sadece bu düşünüldüğünde anlaşılmaktadır.
Ölüm de insanın imtihanının bir parçasıdır. Allah,
Kuran'da hayatı ve ölümü insanı imtihan etmek için yarattığını şöyle
bildirmiştir:
O, amel (davranışve eylem) bakımından hanginizin
daha iyi (ve güzel) olacağını denemek için ölümü ve hayatı yarattı.
O, üstün ve güçlü olandır, çok bağışlayandır. (Mülk Suresi,
2)
Ölüm sadece dünya hayatının, dolayısıyla imtihanın
sonudur. Aynı zamanda, sonsuz olan ahiret hayatının da başlangıcıdır.
İman edenler bu nedenle ölümden korkmazlar. Hayatlarını Allah'ın
hoşnutluğunu gözeterek, ahirete yönelik salih amellerle geçirdikleri
için Allah'ın vadettiği cenneti umarak ölümü güzel karşılarlar.
İman etmeyenler ise, ölümü bir yokoluşzannettikleri
için ölümden çok korkarlar ve düşüncesi bile onlara ızdırap verir.
Bu nedenle ölümü hiç düşünmek, hatta akıllarına bile getirmek istemezler
ve ölümden kaçarlar. Oysa bu boşuna bir çabadır. Hiç kimse Allah'ın
kendisine takdir ettiği ölüm saatinden kaçamaz. Bir ayette bu gerçek
şöyle vurgulanmaktadır:
Her nerede olursanız, ölüm sizi bulur; yüksekçe
yerlerde tahkim edilmişşatolarda olsanız bile... (Nisa Suresi,
78)
Ölümü düşünmemek, gerçekten kaçmaktır. Ölüm er-geç insanı yakalayacağına
göre, ölümü düşünerek hareket etmek ise akılcı davranmaktır. Müminler
bu akılcılıkla yaşarlar. Ölüm gelene kadar salih davranışlarda
bulunurlar. Çünkü Allah Kuran'da bunu emretmiştir:
Ve yakîn (ölüm) sana gelinceye kadar Rabbine
ibadet et. (Hicr Suresi, 99)
Ölümü düşünmek insanı güçlü ve iradeli kılar. Nefsinin,
dünyanın aldatıcı zevklerine kanarak kendisini yanlışdavranışlara
sürüklemesini engeller. İnsana, dünyadaki geçici ve salih olmayan
tavırlara kapılmayacak iradeyi sağlar. Bu nedenle müminin sık sık
ölümü düşünmesi, kendi dahil tüm insanların yakında bir gün öleceğini
tefekkür etmesi ve dünyaya bu şuurla bakması gerekir.
Ölümle ilgili Kuran'da haber verilen bir diğer gerçek,
ölüm anında yaşanan olaylardır. Ölmekte olan bir kişiyi görenler,
onun sadece biyolojik ölümünü seyrederler. Oysa gerçekte ölen kişi
yeni bir boyuta geçer ve ölüm melekleriyle karşılaşır. Eğer inkarcı
bir kişiyse ölüm ona büyük acılar verir ve ölüm melekleri canını
azap vererek alırlar. Aşağıdaki ayetlerde, inkarcıların ölüm anındaki
bu azabı anlatılmaktadır:
... Sen bu zalimleri, ölümün 'şiddetli sarsıntıları'
sırasında meleklerin ellerini uzatarak onlara: "Canlarınızı
çıkarın, bugün Allah'a karşı haksız olanı söylediğiniz ve O'nun
ayetlerinden büyüklenerek (yüz çevirmeniz) dolayısıyla alçaltıcı
bir azabla karşılık göreceksiniz" (dediklerinde) bir görsen...
(Enam Suresi, 93)
Öyleyse melekler, yüzlerine ve arkalarına vura
vura canlarını aldıkları zaman nasıl olacak? İşte böyle; çünkü
gerçekten onlar, Allah'ı gazablandıran şeye uydular ve O'nu
razı edecek şeyleri çirkin karşıladılar; bundan dolayı (Allah,)
amellerini boşa çıkardı. (Muhammed Suresi, 27-28)
Ölüm, mümin için büyük bir mutluluk ve neşenin başlangıcıdır.
Ruhu en derinden acıyla sökülen kafirin aksine müminin ruhu, "yumuşacık
çekip alanlar" tarafından (Naziat Suresi, 2) adeta uykuda
ruhun acı olmadan bedenden ayrılıp farklı bir boyuta geçmesi gibi
(Zümer Suresi, 42) alınır. Ayetlerde iman edenler için şöyle buyrulmaktadır:
Adn cennetleri; ona girerler, onun altından
ırmaklar akar, içinde onların her diledikleri şey vardır. İşte
Allah, takva sahiplerini böyle ödüllendirir. Ki melekler, güzellikle
canlarını aldıklarında: "Selam size" derler. "Yaptıklarınıza
karşılık olmak üzere cennete girin." (Nahl Suresi, 31-32)
AHİRETE İMAN
Bu dünya hayatı, yalnızca bir oyun ve tutkulu
bir oyalanmadır'. Gerçekten ahiret yurdu ise, asıl hayat odur.
Bir bilselerdi. (Ankebut Suresi, 64)
İnsanın dünyadaki imtihanının sonunda ya mükafat ya
da ceza vardır. İyi davranışlarda bulunanlar, Allah'a iman edenler,
Allah'ın hoşnutluğunu kazanarak sonsuz cennetle ödüllendirilirler;
kötü olanlar, Allah'ı inkar edenler ve Allah'ın koyduğu sınırları
çiğneyenler ise sonsuz azabı yaşayacakları cehenneme müstahak olurlar.
İnsan için yok olmak diye birşey yoktur. Sonsuz hayat
yaratıldığımız andan itibaren başlamışdurumdadır. Şu anda sonsuz
yaşamın içindeyiz. Denenme süremizin sonunda, ölüm dediğimiz geçişanından
sonra, yeni bir inşa ile sonsuzluğun içinde yaşamaya devam edeceğiz.
İnsanın bu yaşamının azapla mı, nimetler içinde mi geçeceği ise,
dünya hayatında, Allah'ın sözü olan Kuran'a bağlılığı ile, Allah'ın
hoşnutluğunu gözetmesine bağlıdır. Bütün bu sistem, kainat, dünya,
insan ve insana yönelik yaratılan herşeyin sebebi, sonsuz yaşam
olan ahirete yöneliktir. Allah, insanı bir amaçla yarattığını, bu
dünyadaki kısa yaşamından sonra da ahirette Kendisine hesap vereceğini
şöyle bildirmektedir:
Bizim, sizi boşbir amaç uğruna yarattığımızı
ve gerçekten Bize döndürülüp getirilmeyeceğinizi mi sanmıştınız?
(Müminun Suresi, 115)
Allah'ın, ortalama altmışveya yetmişsene gibi, sonsuzluğun
yanında bir 'an'dan farksız olan kısacık dünya hayatına karşılık
sonsuz yaşamı vaat etmesi, çok büyük bir nimettir.
İman ve Allah'ın hoşnutluğunu aramak gibi, insanın
yaratılışına en uygun, en çok huzur içinde yaşayabileceği yapıya
sahip olmanın karşılığında, Allah'ın sonsuz iyi bir yaşam olan cenneti
vermesi O'nun lütfundandır:
İman edip salih amellerde bulunanlar; onları,
içinde ebedi kalıcılar olarak, altından ırmaklar akan cennetin
yüksek köşklerine muhakkak yerleştireceğiz. Salih amellerde
bulunanların ecri ne güzeldir. (Ankebut Suresi, 58)
Ahiret hayatı, Allah'ın sonsuz nimetlerinin sergilenmesi yanında,
O'nun sonsuz adaletinin tecelli etmesi bakımından da önemlidir.
İnsanların dünyada yaptıkları herşeyin karşılığının verildiği
yer, adaletin eksiksiz olarak uygulandığı, merhametin de misliyle
tecelli ettiği yer, ahiret olacaktır. Bir ayette, ahirette tecelli
edecek olan bu mutlak adalet şöyle ifade edilir:
... De ki: "Dünyanın metaı azdır, ahiret ise
muttakiler için daha hayırlıdır ve siz 'bir hurma çekirdeğindeki
ip-ince bir iplik kadar' bile haksızlığa uğratılmayacaksınız...
(Nisa Suresi, 77)
Gördüğümüz herşeyi yaratmaya kadir olduğuna şahit olduğumuz Allah,
elbette ki ahireti yaratmaya kadirdir:
Gökleri ve yeri yaratan, onların bir benzerini
yaratmaya kadir değil mi? Elbette (öyledir); O, yaratandır,
bilendir. (Yasin Suresi, 81)
KIYAMETE İMAN
Gerçek şu ki, kıyamet-saati yaklaşarak gelmektedir,
onda şüphe yoktur. Gerçekten Allah kabirlerde olanları diriltecektir.
(Hac Suresi, 7)
Kıyamet günü, Allah'ın kainat için takdir ettiği ömrün
bittiği gündür. O gün insanların imtihanı sona erecek ve imtihan
yeri olan dünyayı, herşeyle birlikte, Allah darmadağın edip yok
edecektir. Bu, Allah'ın Kuran'da vadettiği bir sondur. Kainatın
fiziksel ömrünün biteceği, bilim adamlarının da gözlem ve tespitler
sonucunda kanaatine vardıkları ve beklenti halinde oldukları bilimsel
bir gerçek halini almıştır.
Kuran'da kıyameti tasvir eden bazı ayetler şöyledir:
Artık Sur'a tek bir üfürülüşle üfürüleceği.
Yeryüzü ve dağlar yerlerinden oynatılıp kaldırılacağı,
ardından tek bir çarpma ile birbirlerine çarpılıp parça parça
olacağı zaman.
İşte o gün, vakıa (bir gerçek olan kıyamet)
artık vuku bulmuş(gerçekleşmiş)tur.
Gök yarılıp-çatlamıştır; artık o gün, 'sarkmış-za'fa
uğramıştır. (Hakka Suresi, 13-16)
Kıyamet günü, ölmüşolan tüm insanları Allah diriltecektir:
Sonra siz gerçekten kıyamet günü diriltileceksiniz.
(Müminun Suresi, 16)
Allah, dirilttiği tüm insanları o gün biraraya toplayacaktır:
Allah; O'ndan başka İlah yoktur. Kendisinde
hiçbir şüphe olmayan kıyamet gününde sizleri muhakkak toplayacaktır.
Allah'tan daha doğru sözlü kimdir? (Nisa Suresi, 87)
Kıyamet günü, hepimizin teker teker Allah'ın huzuruna çıkacağı
ve dünyada yaptığımız herşeyin ortaya konacağı zamandır:
Siz o gün arz olunursunuz; sizden yana hiçbir
gizli (şey), gizli kalmaz. (Hakka Suresi, 18)
O gün, herkes yaptığının karşılığını tam olarak alacak, Allah'ın
sonsuz adaleti tecelli edecektir:
Biz ise, kıyamet gününe ait duyarlı teraziler
koyarız da artık, hiçbir nefis hiçbir şeyle haksızlığa uğramaz.
Bir hardal tanesi bile olsa ona (teraziye) getiririz. Hesap
görücüler olarak Biz yeteriz. (Enbiya Suresi, 47)
Kıyamet günü, Allah'ın; kainatın, dünyanın ve herşeyin
biyolojik sonunu getireceği zamandır. O an tüm fizik kanunlarını
o kanunları koyan Allah işlemez hale getirecek ve afet tabir ettiğimiz
olayların kat kat üstünde gelişen bir dizi felaketler zinciri başlayacaktır.
Şu anda üzerinde yaşadığımız dünya, zaten çok
hassas dengelerle varlığını devam ettirmektedir. Dünya'nın Güneş'e
olan açısı ve uzaklığı tam olması gereken düzeyde ayarlanmış, yerçekimi
sabitlenmiş, gökyüzünde dünyayı çarpıp yok etmesi çok muhtemel göktaşlarından
korumak için, atmosfere adeta kalkan gibi koruyucu bir tavan yapılmışve
bunun gibi daha başka hassas kanunlar yaratılmıştır. Tüm bunları
yaratan, henüz insan dünyada yok iken tüm bu dengeleri insanın yaşamına
uygun olarak düzenleyen, alemlerin Rabbi olan Allah'tır. Allah'ın
kainatı her an kudreti altında tuttuğu şöyle haber verilmektedir:
Şüphesiz Allah, gökleri ve yeri zeval bulurlar
diye (her an kudreti altında) tutuyor. Andolsun, eğer zeval
bulacak olurlarsa, Kendisinden sonra artık kimse onları tutamaz.
Doğrusu O, Halim'dir, bağışlayandır. (Fatır Suresi, 41)
Allah'ın, bu hassas dengelerin işleyişini bozduğu an,
herşey yok olmaya gidecektir. İşte o an, Allah'ın vadettiği kıyamet
günüdür.
Kıyamet günü Allah'ın meydana getireceklerini görüp
yaşayan insanlar, olayların dehşetinden şoka girecektir:
Ey insanlar, Rabbinizden korkup-sakının, çünkü kıyamet
saatinin sarsıntısı büyük bir şeydir.
Onu gördüğünüz gün, her emzikli kendi emzirdiğini
unutup geçecek ve her gebe kendi yükünü düşürecektir. İnsanları
da sarhoşolmuşgörürsün, oysa onlar sarhoşdeğillerdir. Ancak
Allah'ın azabı pek şiddetlidir. (Hac Suresi, 1-2)
Eğer inkâr edecek olursanız, çocukların saçlarını
ağartan bir günde kendinizi nasıl koruyacaksınız? (Müzemmil
Suresi, 17)
Kıyamet günü başka nelerin olacağını Allah bize Kuran'da şöyle
bildirmiştir:
Güneş, köreltildiği zaman,
Yıldızlar, bulanıklaşıp-döküldüğü zaman,
Dağlar, yürütüldüğü zaman,
Gebe develer, kendi başına terk edildiği zaman,
Vahşi-hayvanlar, toplandığı zaman,
Denizler, tutuşturulduğu zaman,
Nefisler, birleştiği zaman,
Ve 'diri diri toprağa gömülen kızcağıza' sorulduğu
zaman:
"Hangi suçtan dolayı öldürüldü?"
Sahifeler (amel defterleri) açıldığı zaman,
Gök, sıyrılıp-yüzüldüğü zaman,
Cehennem ateşi çılgınca kızıştırıldığı zaman,
Cennet de yakınlaştırıldığı zaman,
(Artık her) Nefis, neyi hazırladığını bilip-öğrenmiştir.
(Tekvir Suresi, 1-14)
|