İslam'ın İnanç Esasları
-3-
Allah'a Şirk Koşmadan İman
Kendi istek ve tutkularını (hevasını) ilah edineni
gördün mü? Şimdi ona karşı sen mi vekil olacaksın? (Furkan Suresi,
43)
Şirk, Arapçada "ortak koşmak" anlamına gelir ve Kuran'daki manası
da Allah ile birlikte başka bir ilah edinmektir. Bu, çok genişanlamdaki
tarif, tabii ki sadece totemleri ve cansız varlıkları put edinenler
için değildir. İnsan, kendisini yaratan Allah'a kul olmak ve sadece
O'nun rızasını gözetmekle sorumlu olduğu için, hayatını bir başka
amaca göre yaşaması da şirk olur. Örneğin, yapılan işlerin karşılığında
Allah'ın değil de insanların rızasını gözetmek bir şirktir. Aynı
şekilde bir insanın hayattaki amacının Allah'ın rızasını kazanmak
değil de, kendi istek ve tutkularını tatmin etmek olması da şirktir.
Pek çok insan bu şekilde paralarını, makam ve mevkilerini, yükselme
hırslarını, mal ve mülklerini Allah'a şirk koşar. Kuran'da, Allah'a
şirk koşan ve Allah'ın yarattığı ekin ve hayvanların bir kısmını
putlarına ayıran müşriklerden şöyle söz edilmektedir:
O'nun üretip-türettiği ekin ve hayvanlardan Allah
için bir pay ayırdılar, sonra kendi zanlarınca: "Bu Allah'ındır,
bu da ortaklarımızındır" dediler. Kendi ortakları için olan (pay),
Allah tarafına geçmez, ama Allah'a ait olan kendi ortaklarının
tarafına (payına) geçer. Ne kötü hüküm veriyorlar? (Enam Suresi,
136)
Görüldüğü gibi, müşrikler ellerindeki varlıkların bir
kısmını Allah'a bir kısmını ise putlarına adamakta, ancak sonra
Allah'a adadıklarından da tekrar kendi putlarına pay almaktadırlar.
Bu, müşriklerin samimiyetsiz karakterlerinin bir örneğidir.
İnsanların başka bir varlığı Allah'tan daha çok sevmeleri
veya Allah'ı sever gibi sevmeleri de, Allah'a ortak koşmaktır. Aynı
şekilde herhangi bir varlıktan veya güçten, Allah'tan korkar gibi
korkan kişi, o varlığı veya gücü Allah'a ortak koşuyor, onun Allah'tan
bağımsız bir güce sahip olduğunu zannediyor demektir.
İnananların iman ettikleri gerçek ise, herşeyi Allah'ın
yarattığı, bütün işleri O'nun düzenlediği, sebeplerin hiçbir gücü
olmadığı, her olayı Allah'ın bir kadere göre yarattığı, planın,
iradenin ve takdirin Rabbimiz'e ait olduğudur. Allah'ın, Kuran'da
bize öğrettiği gerçek iman budur. Bu gerçeğin dışında bir çizgide
inançlara sahip olmak, herşeyin kendiliğinden, tesadüfler sonucu
olduğuna inanmak, sebeplerin yapma, yaratma gücü olduğunu sanmak
da Allah'a şirk koşmaktır. Allah, şirk koşanları bağışlamayacağını
bir ayette şöyle bildirmektedir:
Hiç şüphesiz, Allah, Kendisine şirk koşanları
bağışlamaz. Bunun dışında kalanlar ise, (onlardan) dilediğini
bağışlar. Kim Allah'a şirk koşarsa elbette o uzak bir sapıklıkla
sapmıştır. (Nisa Suresi, 116)
ALLAH'IN BÜYÜKLÜĞÜNÜ TAKDİR EDEBİLMEK
Onlar, Allah'ın kadrini hakkıyla takdir edemediler.
Şüphesiz Allah, güç sahibidir, Azizdir. (Hac Suresi, 74)
Allah sonsuz kudretini ve ilmini mevcut olan her varlıkta gösterir.
İnsan vücudunun her detayındaki mükemmellikte, çiçeklerin görünümlerindeki,
renk ve kokularındaki güzellikte, gökyüzünün ve kainatın ihtişamında,
gezegenlerin yörünge düzeninde, denizlerin derinliklerindeki balıklarda
ve aklınıza gelecek herşeyde açıkça görülen tasarım, düzen ve mükemmellik,
Allah'ın varlığının ve sonsuz gücünün çok açık delillerindendir.
İnanmayanların bir kısmı, Allah'ın varlığını ve kudretinin sonsuzluğunu
fark etmelerine rağmen, kibirlerinden dolayı inkar ederler. Allah'ın
büyüklüğünü tanımaya yanaşmazlar. Akıl sahibi olmadıkları için Allah'ın
varlığının ve büyüklüğünün, tüm varlıklarda görülen açık delillerini
göremezler. Bir ayette, insanların içinde bulundukları bu gaflet
şöyle bildirilmektedir:
Göklerde ve yerde nice ayetler vardır ki, üzerinden
geçerler de, ona sırtlarını dönüp giderler. (Yusuf Suresi, 105)
Bu delilleri ancak, çevrelerindeki varlıkların amacı ve işaret
ettikleri üzerinde düşünen, muhakeme yeteneği açık, aklını ve vicdanını
kullanabilen insanlar görebilmektedirler. Bunlar da iman edenlerdir.
Müminlerin en önemli özelliklerinden biri, derin düşünebilmeleridir.
Samimi bir yaklaşımla, hür bir akılla ve yüzeysel olmayan bir şekilde
düşünebilme özelliğine sahip olan müminler, bu sayede, Allah'ın
yaratışındaki sanatını ve gücünü görerek, O'nun büyüklüğünü ve kudretini
takdir ederler. Bir ayette, aklını kullanan insanların Allah'ın
ayetlerini her yerde görebilecekleri şöyle açıklanmaktadır:
Şüphesiz, göklerin ve yerin yaratılmasında, gece
ile gündüzün art arda gelişinde, insanlara yararlı şeyler ile
denizde yüzen gemilerde, Allah’ın yağdırdığı ve kendisiyle yeryüzünü
ölümünden sonra dirilttiği suda, her canlıyı orada üretip-yaymasında,
rüzgarları estirmesinde, gökle yer arasında boyun eğdirilmişbulutları
evirip çevirmesinde düşünen bir topluluk için gerçekten ayetler
vardır. (Bakara Suresi, 164)
Bunu kavrayan insan, baktığı herşeyde Allah'ın varlığının delillerini
görür, O'nun kudretinin izlerini seyreder. İnsanların çoğu bu gerçekleri
hiç düşünmeden, tamamen boşbir akılla yaşarken, mümin sürekli olarak
Allah'ı tefekkür eder. Bir ayette örnek Müslüman tavrı şöyle anlatılmaktadır:
Onlar, ayakta iken, otururken, yan yatarken Allah'ı
zikrederler ve göklerin ve yerin yaratılışı konusunda düşünürler.
(Ve derler ki:) "Rabbimiz, Sen bunu boşuna yaratmadın. Sen pek
Yücesin, bizi ateşin azabından koru. (Al-i İmran Suresi, 191)
ALLAH'IN SONSUZ BÜYÜKLÜĞÜ VE KUDRETİ
Allah, insanların Kendi büyüklüğünü kavrayabilmeleri
için evrendeki düzeni sayısız detaylarla birlikte yaratmıştır. Kuran'da
Allah'ın var ettiği bu düzenden bahsedilirken, "... sizin gerçekten
Allah'ın herşeye güç yetirdiğini ve gerçekten Allah'ın ilmiyle herşeyi
kuşattığını bilmeniz öğrenmeniz için" (Talak Suresi, 12) denilmektedir.
Bu düzen öylesine detaylar içerir ki insan düşünmeye nereden başlayacağını
şaşırır. Zira Allah'ın aklı, ilmi ve kudreti sonsuzdur.
Allah öyle büyük bir ilme sahiptir ki insana göre "sonsuz"
olan, Allah'ın Katında bitmişdurumdadır. Zamanın ilk yaratıldığı
andan sonsuzluk anına kadar geçecek olan her olay, her düşünce,
vakitleri ve şekilleri ile Allah'ın ilmiyle belirlenmişve bitmiştir.
(Bkz. Zamansızlık ve Kader Gerçeği, Harun Yahya) Bu gerçek Kuran'da
şöyle bildirilir:
Hiç şüphesiz, Biz herşeyi kader ile yarattık.
Bizim emrimiz, bir göz kırpma gibi yalnızca 'bir keredir.' Andolsun
Biz sizin benzerlerinizi yıkıma uğrattık. Fakat öğüt alıp-düşünen
var mı? Onların işlemişoldukları herşey kitaplarda (yazılı)dır.
Küçük, büyük herşey satır satır (yazılı)dır. (Kamer Suresi, 49-53)
İnsan Allah'ın ilminin büyüklüğünü gücünün yettiğinin
en fazlasıyla kavrayabilmek için ciddi olarak çaba harcamalı ve
düşünmelidir.
İnsanlık tarihinin başından bugüne kadar çok sayıda
insan yaşamıştır. Yani Allah milyarlarca çift göz, milyarlarca değişik
parmak izi, milyarlarca farklı göz dokusu, milyarlarca değişik insan
tipi yaratmıştır ve eğer dilerse bu kişilerden sonsuz sayıda daha
yaratabilir. Çünkü ayetin de ifadesiyle; "... O, yaratmada dilediğini
arttırır. Şüphesiz Allah, herşeye güç yetirendir." (Fatır Suresi,
1)
Allah, insanın hiç bilmediği ve sahip olduğu sınırlı
akılla anlamakta güçlük çekeceği daha birçok şey yaratmaya kadirdir.
Dünyada biz kullarına verdiği ucu bucağı belli olmayan herşeyin
hazineleri Allah'ın Katındadır. Bize sadece dilediği kadarını, dilediği
miktar ile indirmiştir. Bir ayette şöyle buyrulur:
Hiçbir şey yoktur ki, hazineleri Bizim Katımızda
olmasın; ancak onu belirlenmişbir miktar olarak indiririz. (Hicr
Suresi, 21)
Allah'ın üstün yaratmasındaki bu gerçek, bizim bildiğimiz
ve bilmediğimiz tüm kavramlar için geçerlidir. Nitekim "… ve daha
sizlerin bilmediğiniz neleri yaratmaktadır?" (Nahl Suresi, 8) ayetiyle
de Allah'ın bilmediğimiz nice şeyler yarattığına dikkat çekilmiştir.
Allah bizim görmediğimiz birçok alemi ve varlığı da
yaratmıştır. Diğer alemlerin varlığını daha iyi anlayabilmek için
şöyle düşünebiliriz: Nasıl ki bir resme baktığımızda yalnızca en
ve boy olmak üzere iki boyut görüyorsak, içinde yaşadığımız dünyaya
baktığımızda da en, boy ve derinlik olmak üzere üç (zamanı da katarsak
dört) boyut kavrayabiliriz. Bundan fazlasını ise algılayamayız.
Oysa Allah Katında bildiklerimizden başka boyutlar da yaratılmıştır.
Örneğin melekler farklı boyutlardan birinde yaşayan varlıklardır.
Kuran'da bildirildiği gibi, melekler bulundukları boyut
ve mekandan bizleri görebilmekte ve duyabilmektedirler. Hatta iki
yanımızdaki yazıcı melekler her anımıza şahittirler. Her konuştuğumuzu,
her yaptığımızı yazmaktadırlar. Ancak biz onları göremeyiz. Allah'ın
Kuran'da varlıklarını bildirdiği cinler de yine ayrı bir boyuta
ait varlıklardır. Onlar da aynı insanlar gibi yaşamları boyunca
denenmektedirler ve sorumlu oldukları kitap Kuran'dır. Ancak sahip
oldukları özellikler insanlardan çok farklıdır. İnsanların bağlı
oldukları sebep sonuç ilişkilerinden çok daha farklı sebeplere bağımlı
olarak yaratılmışlardır.
Bunlar Allah'ın yaratmadaki benzersizliğinin kavranabilmesi
için üzerinde düşünülmesi gereken gerçeklerdir. Allah sonsuz sayıda
evren, sonsuz sayıda varlık, sonsuz sayıda mekan yaratmaya güç yetirendir.
Dahası her birini birbirinden çok daha farklı özelliklerle yaratabilir.
Nitekim Allah ahirette cenneti ve cehhennemi yaratacaktır. Cennet
ve cehennem bizim dünyada alışık olduğumuzdan çok daha farklı bir
yaratılışta olacaktır. Örneğin dünyada daima bozulma, yaşlanma,
çürüme, eskime ve tükenme vardır. Oysa cennette sonsuza kadar sürecek
zaman içerisinde hiçbir şey bozulmayacaktır; Allah'ın Kuran'da bildirdiği
"tadı değişmeyen sütten ırmaklar" cennetin bu özelliğine dikkat
çeken örneklerden biridir. Cennette insan bedeni de yıpranmayacak;
yaşlanma asla olmayacaktır. Allah Kuran'da cennette herkesin yaşıt
olduğunu bildirmektedir ve cennet insanları sonsuza kadar en güzel
halleriyle, hiç yaşlanmadan, birbirleriyle yaşıt olarak yaşayacaklardır.
Allah yine Kuran'da tükenmeyen kaynaklardan içecekler olduğunu bildirmektedir.
Cehennemdeki yaratılışda bambaşkadır. Allah cehennemde, benzeri
görülmemişazap çeşitlerini yaratacaktır. Hiçbir insan yaşamadan,
oradaki azabın nasıl olacağını tahmin edemez.
Allah dünyadaki herşeyde bir sınır yaratmıştır. Her
işin bir sonu vardır. Bu nedenle "sonsuz" kavramını ve Allah'ın
sonsuz kudretini anlayabilmek için üzerinde düşünmek ve bilinen
bazı ölçülerle kıyas yapmak gerekir. Bizim sahip olduğumuz bilgi
sadece Allah'ın izin verdiği kadarıdır. Allah Katındaki bilgi ise
sonsuzdur. Örneğin Allah dünyada insan için yedi ana renk var etmiştir.
Biz sekizinci bir rengi zihnimizde canlandıramayız. (Bu, doğuştan
kör olan birine kırmızıyı tarif etmeye benzer. Ne dersek diyelim
yine de kırmızı rengi tam olarak ifade edemeyiz.) Oysa Allah çok
daha fazla sayıda ana renk yaratabilir, ama biz Allah'ın bize gösterdikleri
dışındakileri kavrayamayız.
Tüm bunlar, Allah'ın bize dünyada öğrettiği
bilgiler doğrultusunda geliştirilen fikirlerdir. Ancak burada
unutulmaması gereken önemli bir nokta vardır; Allah'ın gücü ve
büyüklüğü sınırsız olduğu için anlatılanların hepsinin Allah'ın
dilemesiyle istediği anda gerçekleşmesi mümkündür. Allah, ilminin
sonsuzluğunu Kuran'da şöyle bir örnekle açıklar:
Eğer yeryüzündeki ağaçların tümü kalem ve deniz
de -onun ardından yedi deniz daha eklenerek- (mürekkep) olsa, yine
de Allah'ın kelimeleri (yazmakla) tükenmez. Şüphesiz Allah, üstün
ve güçlüdür, hüküm ve hikmet sahibidir. (Lokman Suresi, 27)
Görüldüğü gibi biz ne kadar uğraşırsak uğraşalım
Allah'ın ilmini kavramaya güç yetiremeyiz, çünkü Allah'ın ilmi sonsuzdur.
Biz ancak Allah'ın bize izin verdiği kadarını kavramaya güç yetirebiliriz:
Allah... O’ndan başka İlah yoktur. Diridir, kâimdir.
O’nu uyuklama ve uyku tutmaz. Göklerde ve yerde ne varsa hepsi
O’nundur. İzni olmaksızın O’nun Katında şefaatte bulunacak kimdir?
O, önlerindekini ve arkalarındakini bilir. (Onlar ise) Dilediği
kadarının dışında, O’nun ilminden hiçbir şeyi kavrayıp-kuşatamazlar.
O’nun kürsüsü, bütün gökleri ve yeri kaplayıp-kuşatmıştır. Onların
korunması O’na güç gelmez. O, pek Yücedir, pek büyüktür. (Bakara
Suresi, 255)
ALLAH SEVGİSİ VE ALLAH KORKUSU
Allah dedi ki: "İki ilah edinmeyin: O, ancak
tek bir İlahtır. Öyleyse Benden, yalnızca Benden korkun. (Nahl
Suresi, 51)
Allah korkusu, bir müminin en temel vasıflarından biridir.
Çünkü insanın, Allah'a olan yakınlığının ve imanının artması, her
an ihlaslı davranması, güzel ahlak gösterebilmesi ve bunda istikrarlı
olması sadece Allah korkusuyla mümkün olur.
Bazı insanlar Allah korkusunun anlamını bilmedikleri
için, bunu diğer bazı dünyevi korkularla karıştırırlar. Oysa arada
çok büyük bir fark vardır.
Kuran'ın Arapça orijinal metninde Allah korkusu için
''haşyet'' kelimesi kullanılır. Bu kelime, çok derin bir saygıyı
ifade eder. Öte yandan Kuran'da dünyevi korkular için kullanılan
kelime "havf"tır. Bu kelime, bir insanın yırtıcı bir hayvandan korkması
gibi basit bir korkuyu ifade etmektedir.
Kuran'da kelimelerle ayrılan bu iki korkuyu, Allah'ın
sıfatlarını düşündüğümüzde daha iyi anlayabiliriz. İnsanların sahip
oldukları dünyevi korkular, genellikle zalim insanlardan kaynaklanan
korkulardır. Örneğin insan bir caninin kendisini öldürmesinden korkar.
Oysa Allah korkusu farklıdır. Allah sonsuz şefkat, merhamet ve adalet
sahibidir. Dolayısıyla Allah korkusu, sonsuz şefkat, merhamet ve
adalet sahibi olan Allah'a karşı içli bir saygı, O'nun rızasına
aykırı gelmekten çekinme ve O'na isyan edip azabına müstahak olmaktan
imtina etmektir.
Bu farkı, Allah korkusunun insanda sebep olduğu etkilerden
ve neticelerinden de anlayabiliriz. Dünyevi korkuların neticesinde,
örneğin hayati bir tehlikeyle karşılaşıp korkuya kapılan birisi,
ilk olarak paniğe kapılır, ne yapması gerektiğiyle ilgili doğru
karar veremeyecek duruma girer, akıl gösteremez, çözüm üretemez,
ümitsizliğe kapılır ve çaresiz duruma düşer. Oysa Allah korkusu,
insanın aklını ve vicdanını harekete geçirir. İnsan, Allah korkusu
sayesinde, kötülüklerden ve yanlışlardan uzak durur, kendisini maddi
veya manevi olarak yaralayacak tehlikelerden kurtulur. Allah korkusu,
insana akıl ve basiret (olayların içyüzünü görme gücü) kazandırır.
Bir Kuran ayetinde, insanların Allah korkusu sayesinde akıl ve
anlayışkazandıkları şöyle bildirilmektedir:
Ey iman edenler, Allah'tan korkup-sakınırsanız,
size doğruyu yanlıştan ayıran bir nur ve anlayış(furkan) verir,
kötülüklerinizi örter ve sizi bağışlar. Allah büyük fazl sahibidir.
(Enfal Suresi, 29)
Dünyevi korkular, insana acı verir. Allah korkusu ise
manen çok büyük bir kuvvet kazandırmakla birlikte, ona büyük bir
zevk verir.
İnsan, Allah korkusu sayesinde, kendisine Allah'ın
sevgisini kaybettirecek kötülüklerden sakınmışolur. Örneğin bir
ayette, "Allah, her büyüklük taslayıp böbürleneni sevmez" (Nisa
Suresi, 36) şeklinde buyrulmaktadır. Allah korkusu olan insan, büyüklük
taslayıp böbürlenmekten şiddetle kaçınır. Böylece Allah'ın sevgisini
kazanacağını umduğu bir hareket yapmışolur. İşte bu nedenle, Allah
korkusu ve Allah sevgisi birbirinden ayrılmaz.
Aslında Allah korkusu, insanın Allah'a yakınlaşmasının
ve O'nun sevgisini kazanmasının önündeki engelleri kaldırmaktadır.
Bu engellerin başında da insanın kendi nefsi gelir. Kuran'da Allah'ın
bize bildirdiğine göre, insanın nefsinde hem kötülük hem de ondan
sakınma duyguları vardır. Bunu haber veren ayetlerde şöyle buyrulmaktadır:
Nefse ve ona 'bir düzen içinde biçim verene',
Sonra ona fücurunu (sınır tanımaz günah ve kötülüğünü)
ve ondan sakınmayı ilham edene (andolsun). Onu arındırıp-temizleyen
gerçekten felah bulmuştur. Ve onu (isyanla, günahla, bozulmalarla)
örtüp-saran da elbette yıkıma uğramıştır. (Şems Suresi, 7-10)
İşte insana nefsindeki bu kötülükle mücadele etmesi, ona teslim
olmaması için manevi bir kuvvet gereklidir. Bu kuvvet, Allah korkusudur.
Allah'tan korkan insan, nefsinin bencil tutkularına esir olmaz.
Allah'a karşı olan derin saygısı sayesinde, O'nun rızasına aykırı
düşüncelerden ve işlerden uzaklaşır. Bir ayette, ancak Allah korkusuna
sahip olan insanların, kendilerine din konusunda yapılan uyarılardan
istifade edebilecekleri şöyle bildirilmektedir:
Sen ancak, zikre (Kur'an'a) uyan ve gayb ile
Rahman olana içi titreyerek korku duyan kimseyi uyarırsın. İşte
böylesini, bir bağışlanma ve üstün bir ecirle müjdele. (Yasin
Suresi, 11)
İnsanın çabası, Allah korkusunu artırmaya yönelik olmalıdır. Bunun
için, Allah'ın yarattıkları üzerinde derin düşünerek, onların detaylarına
kadar inen benzersiz sanatı ve kudreti görmeli ve Allah'ın büyüklüğünü
her düşündüğünde daha da fazla kavrayarak, O'na karşı duyduğu saygı
dolu korkuyu, gücü ne derece yetiyorsa, o kadar artırmalıdır. Nitekim
Allah bizlere Kuran'da şöyle buyurmaktadır:
Ey iman edenler, Allah'tan nasıl korkup-sakınmak
gerekiyorsa öylece korkup-sakının ve siz, ancak Müslüman olmaktan
başka ölmeyin. (Al-i İmran Suresi, 102)
Öyleyse güç yetirebildiğiniz kadar Allah'tan
korkup-sakının, dinleyin ve itaat edin. Kendi nefsinize hayır
olmak üzere infakta bulunun. Kim nefsinin bencil-tutkularından
korunursa; işte onlar, felah (kurtuluş) bulanlardır. (Teğabün
Suresi, 16)
Allah korkusu arttıkça, müminin sevgi konusundaki duyarlılığı
da artar. Allah'ın yarattığı varlıklardaki güzellikleri daha iyi
fark eder. İnsanlara, doğaya, hayvanlara ve herşeydeki estetiğe
Allah'ın güzel vasıflarının bir yansıması olarak bakma kabiliyeti
kazanır. Bu, etrafındaki herşeyin kendisi için birer nimet olarak
yaratıldığını daha iyi görmesini sağlar. Dolayısıyla hem bu nimetlere
karşı, hem de bu nimetleri yaratan Allah'a karşı sevgisi aynı oranda
artar.
Bu sırrı kavrayan insan, Allah sevgisini de kavramıştır.
Herşeyden çok Allah'ı sever ve sevdiği diğer varlıkların da Allah'ın
birer tecellisi olduğunu bilir. Onları da Allah rızasına uygun olarak
sever; Allah'a itaatli olan müminleri sever, Allah'a karşı düşman
olanlara ise kalben soğukluk duyar.
İnsanı mutlu eden, ona neşe ve huzur veren gerçek sevgi,
bu anlattığımız Allah sevgisidir. Bunun dışında kalan ve Allah'tan
başka varlıklara yöneltilen sevgiler, Kuran'daki ifadeyle Allah'a
şirk koşanların sevgisidir ki, insanlara her zaman için acı, hüzün,
melankoli ve huzursuzluk verir. Bir Kuran ayetinde müşriklerin bu
sevgisi ile müminlerin Allah sevgisi şöyle karşılaştırılır:
İnsanlar içinde, Allah'tan başkasını 'eşve ortak'
tutanlar vardır ki, onlar (bunları), Allah'ı sever gibi severler.
İman edenlerin ise Allah'a olan sevgileri daha güçlüdür... (Bakara
Suresi, 165)
|