Halifeler Döneminde,
Tüm Müslümanlara Örnek Adalet
Hz. Muhammed (sav)'in vefatından sonra onun yerine
gelen halifeler de Peygamberimiz (sav) gibi Yüce Allah (cc)'ın adaletini
uygulama konusunda hassas davranmışlardır. Halifeler döneminde yapılan
fetihler sayesinde bölge halkı hem zulümlerden kurtulmuş hem de
İslamiyet'i tanıma imkanı elde etmişti. Ancak halk Müslüman olmaları
için kesinlikle zorlanmamıştır.
Allah (cc)'ın "De ki: Sizin
dininiz size, benim dinim bana" (Kafirun Suresi, 6)
ayetinde bildirdiği gibi herkes dinini serbestçe yaşamış, ibadetlerini
özgürce yerine getirmiş ve hiçbir baskı görmemiştir. Onlar İslam
dinini, gerçek haliyle yaşayan Müslüman halktan görerek öğrenmişlerdir
ve bu şekilde İslam ahlakı onlarda büyük bir etki yapmıştır. İman
edenlerin samimi bir kalple Allah (cc)'a iman etmeleri için yaptıkları
davete çok büyük bir bölümü icabet etmiş, bu şekilde İslam'a geçen
insanların sayısı da hızla artmıştır. Örneğin Hz. Ebubekir (ra)
zamanında Kinde ve İyad Hıristiyanlarının bir kısmı, Şam fetihleri
sonrasında da yerel halkın bir kısmı hiçbir zorlama olmadan, kendi
istekleriyle Müslüman olmayı kabul etmiştir.1
Hz. Ebubekir (ra)'in Suriye seferine çıkışı sırasında verdiği talimatta
yer alan, fethedilecek olan yerlerde uygulanmasını istediği adil
ve hoşgörülü tavırlar, Kuran ahlakının güzel bir örneğini teşkil
etmektedir. Hz. Ebubekir (ra)'in talimatları şöyledir:
"Ey insanlar, kalpte uyacağınız
on kural veriyorum: İhanet etmeyin ve hak yoldan ayrılmayın. Çocuğu,
kadını ve yaşlı insanları katletmeyin. Hurma ağaçlarını yakıp yok
etmeyin ve herhangi bir meyveli ağacı da kesmeyin. Develerde, sürülerden
ya da yığınlardan herhangi birini katletmeyin. Kendiniz için saklayın.
Hayatını uhrevi uğraşlara adamış kişilerle karşılaşacaksınız, onları
münzevi hallerine bırakın. Çeşit çeşit yiyecekler sunan insanlarla
karşılaşacaksınız, yiyin, fakat Allah (cc)'ın adını anmayı unutmayın"
2
Adaletiyle ünlü olan Hz. Ömer (ra) de, Hz. Ebubekir
(ra)'den sonra Peygamber Efendimiz (sav) gibi, fethedilen ülkelerin
yerli halkıyla birer adalet ve hoşgörü örneği olan çeşitli anlaşmalar
yapmıştır. Örneğin Hz. Ömer (ra), Kudüs ve Lüdd Hıristiyanlarına
verdiği emannamede, kiliselerinin yıkılmayacağı ve kiliselerde Müslümanların
toplu olarak ibadet etmemeleri hususlarında garantiler sundu. Lahm
Hıristiyanlarına da aynı şartları sundu. Medain'in fethiyle Nasturi
Patriği II. İşuayheb'e (650-660) verilen emanname de yine aynı şekilde
kiliselerinin yıkılmayacağı, hiçbir binanın camiye ya da eve dönüştürülmeyeceğine
dair garantiler sunuldu.3 Hz. Ömer (ra)'in
verdiği bir himaye belgesi, bir müminin Kuran'da tarif edilen ahlakı
yaşadığı takdirde nasıl bir hoşgörüye sahip olabileceğini gösteren
önemli bir örnektir:
"Bu verilen eman, hasta-sağlıklı,
iyi-kötü yöre halkının tüm fertleri için din, can, mal, kilise ve
havralarının himayesi içindir. Kiliseler tahrip edilmeyeceği gibi
mesken de edilmeyecek ve onlardan hiçbir şey eksiltilmeyecektir.
Halktan hiç kimse, zerre kadar zarar görmeyecektir. Bu kitapta yazılı
hususlar, Allah (cc) ve Resulu'nun ahdi, halifelerin ve müminlerin
zimmetindedir." 4
Tüm bu örnekler, salih müminlerin adalet ve hoşgörü
anlayışını gösteren, günümüzde de tüm Müslümanların örnek alması
gereken çok hikmetli örneklerdir.
Kaynaklar
1-İbn İshak'tan naklen Ebu Yusuf, 146; Levent Öztürk, Asr-ı Saadetten
Haçlı Seferlerine Kadar İslam Toplumunda Hıristiyanlar, İz Yayıncılık,
istanbul, 1998, s. 55
2-Majid Khoduri, İslam'da Savaş ve Barış, Fener Yayınları, İstanbul,
1998, s. 123 ; Taberi, Tarih I, 1850
3-Hamidullah, Mecmuatü'l-Vesaik, 195-197
4-Yrd. Doç. Dr. Orhan Atalay, Doğu-Batı Kaynaklarında Birlikte Yaşama,
Gazeteciler ve Yazarlar Vakfı Yayınları, İstanbul, 1999, s. 95;
Hamidullah, El-Vesaik, s. 380-381, No: 358
:Bu makale Vakit Gazetesinde yayınlanmıştır.
|